PSİKOTERAPİ NEDİR?
Psikoterapiye kimler gitmeli?
Psikoterapiye herkes gidebilir. Burada amaç, bir hastalığın tedavi
edilmesi de olabilir, basit bir sorunun çözümü de olabilir.
Analitik psikoterapinin farkı nedir?
Özellikle analitik yöntemlerle çalışan terapist için amaç derinlemesine
ve temel ruhsal dinamiklerin ortaya çıkarılabileceği bir çalışma
yapmaktır.
Terapide süre ne kadardır?
Böyle bir çalışmanın aylarca sürebileceğini terapiye gelen kişi
bilmelidir.
Ama terapinin uzun süre devam etmesi bir zorunluluk değildir.
“İyileşme ” ne kadar zamanda olur?
Genellikle ilk on-yirmi seans içinde belirgin bir iyileşme
gözlenmektedir (semptomatik).
Ama bu kadar kısa bir sürede terapist henüz kendi gözlediği ve yaşadığı
dinamiklerin bir kısmının terapi ilişkisinde ortaya çıkmasını
sağlayabilir. Bu süre içinde ne hasta, ne de terapist sorunları daha
derinlemesine bir ele alış pozisyonuna girememişlerdir. Gerçek anlamda
bir iyileşmeden söz etmek için terapi alan kişinin terapistle işbirliği
içinde kendi dinamikleri üzerinde aylarca çalışması gerekmektedir. Bu
süre bence uzun bir süre değildir, çünkü kişiye yıllarca ve belki hayatı
boyunca taşıyacağı çatışmalı , gerilim sağlayan bir düzeneği
sonlandıracak , kişinin kendi içinde çatışma için harcadığı bu enerjiyi
kendisinin ve sosyal çevresinin yararı için bağımsız hale getirecek bir
olanak sağlamaktadır.
Psikolog ne demek, psikiyatrist ne demek?
Psikolog liseden sonra psikoloji bölümünde okumuş kişiye denir. Ama
terapi yapabilmesi için klinik psikoloji eğitimi alması gerekmektedir.
Ayrıca hasta tedavisi ile ilgili bir stajı bitirmiş olması da gerekir.
Psikiyatrist ise liseden sonra tıp fakültesini bitirip, daha sonra
asistan olarak bir psikiyatri servisinde çalışan ve buradan uzmanlığını
almış kişidir.
Psikoterapiyi kimler uygular?
Analitik terapi konusunda eğitim almış psikologlar veya psikiyatristler
psikoterapi uygulayabilirler.
İyi eğitim almış, klinik tecrübesi olan bir psikolog analitik terapiyi
uygulayabilir.
Veya iyi eğitim almış bir psikiyatrist analitik terapiyi uygulayabilir.
Fakat; psikiyatri hastalıklarla uğraşır, dolayısıyla ruhsal bir
hastalığın tedavisi psikoterapi olmayabilir. Veya psikoterapi sınırlı
bir alanda düşünülebilir.
Basit bir ilaç tedavisi hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilir.
Benim karşılaştığım bazı vakalarda, insanlar direkt (birinci basamak
tedavisi almak için ) psikologa gitme eğiliminde oluyorlar.
İlk görüşmenin psikiyatristle yapılması ve eğer tıbbi veya ilaçla
müdahale edilebilecek ruhsal bir rahatsızlığı yoksa, psikolog tarafından
takip edilmeleri hata yapılma riskini azaltacaktır.
Terapide nasıl bir ilişki kuruluyor?
Terapi ilişkisi çok zengin bir ilişkidir. İçinde arkaik büyücü- şaman
ruhunu da taşır, ama içinde modern bilim dünyasının elemanları da
vardır. Hasta kendi sorununu hem yaşar hem de ondan uzaklaşarak ona
dışarıdan terapistle birlikte bir gözlemeci olarak bakar. Terapist
hastasına hem dışarıdan bakar, hem de onunla empatik bir ilişki kurmaya
çalışır. Bazen terapiye gelen insanlar, terapisti yakın dostları ile
kıyaslarlar. Onlara da pek çok şeyi anlatmaktadırlar. O zaman neden bu
iş için üstüne para verip terapiste gelsinler ki ?
Terapiyi insanın yakınları ile dertleşmesinden ayıran özellikler
nelerdir?
Terapi bir çok bakımdan yakın ilişkilerin özelliklerini taşır. Ama temel
motivasyonunun sorun çözmeye yönelik olması, bunun için bir tekniği ve
bir teorisi olması, tıp felsefe psikoloji gibi bir çok disiplini bu amaç
için kullanması, yapılandırılmış bir ilişki olduğu için yanlış anlaşılma
olasılığının göreceli olarak az olması terapi ilişkisini diğer
ilişkilerden ayırır.
Bir seansın süresi ne kadardır? Başka kurallar var mı?
Bir seansın süresi 45 veya 50 dakika kadardır. Bu süre içinde terapist
bir şey yiyip içmez. Telefonlara cevap vermez. Operasyonel ve dikkatli
bir pozisyonda hastasını dinler. Aynı kısıtlamalar hasta için de
geçerlidir. Burada amaç; çalışmanın disiplinini sağlamak, ruhsal
çatışmaları çözmek için operasyonel –çözümleyici olabilecek bir düzlemde
kalmaktır. Sorunları anlatarak çözmek gibi olumlu bir tutumun yerine,
sorunları eyleme geçerek doyum sağlayarak arttıracak durumları
azaltmaktır.
Terapist bana ne yapacağımı mı söyleyecek?
Hayır terapist çoğu zaman ne yapacağınızı söylemez. Analitik terapi
açısından bakıldığında bir kişiye ne yapacağını söylemek ona yol
göstermeye çalışmak doğru bir tutum değildir. Terapiye gelen kişinin
kararını kolaylaştırıcı araştırma ve tartışmaya terapist hazırdır. Ama
kararı kişinin vermesi gerekir.
Fakat, davranışçı terapi analitik terapiden farklıdır. Burada terapist
size ödevler verir ve ne yapacağınızı söyler.
Davranışçı terapi ne demek?
Bu teknikte terapi süresi kısadır. Sadece belirtilere (semptom) yönelik
çalışılır. Örneğin; sizin köpek korkunuz varsa, hasta ve terapist
birlikte oluşturdukları ödevlerle bu korkunun üzerine gitmeye çalışır.
Bu terapinin nihai varacağı nokta köpekten kaçmayacağınızı ona
dokunabileceğiniz... vs bir durumdur.
Aslında davranışçı terapi de bile kararlar birlikte alınır.
“Terapistin hastaya ne yapacağını söylemesinin”, kişinin bir zamanlar
anne ve babasının sorunlarını çözmesi için ona ne yapmasını söyledikleri
durumdan kaynaklanan fantastik bir düşünce biçimi olduğunu sanıyorum.
Terapistim yalnızca beni dinliyor ?
Burada da kişi bir doyurulma (oral) ihtiyacını anlatmaktadır. Terapi
alan kişide terapist de karmaşık entegre devrelerin –yolların,
ilişkilerin olduğu insan ruhunda çalışırken sabırlı olmak zorundadırlar.
Analitik terapinin varacağı son nokta nedir?
Analitik terapi bütün bilimsel disiplinler gibi kolay anlaşılması için
karikatürize edilmiştir. Bezen psikiyatristler ve psikologların bazıları
bile bu terapiyi bir karikatür gibi görüp eleştirirler.
‘Ben aslında anneme aşıkmışım…’
‘Ben aslında babamı öldürmek istiyorum…’
Belki bu sonuçlar terapinin konusu olabilir ama bu düşüncelere varıncaya
kadar geçilen aşama bu düşüncelerin kendisinden daha önemlidir. Aslında
benim şahsi kanaatim, terapinin varılan sonuç yargılarından çok, ruhsal
mekanizmanın nasıl işlediğini anlamaya çalışan ona varış şekli daha
önemlidir.
Ruh hastalıkları nasıl oluşuyor?
Ruhsal hastalıklar iki düzeyden kaynaklanarak oluşur. Bir bedensel
(organik) parçası vardır, bir de psişik (ruhsal) parçası. Çok özel
durumlar haricinde bu ikisini bir arada düşünmek gerekir.
Eğer sinir hücreleri aşırı hassas bir duruma gelirse, bundan ruhsal
duruma bağlı olarak A kişisinde bu bir hastalık olarak ortaya çıkabilir.
B kişisinde bu yalnızca bir hoşnutsuzluk olarak ortaya çıkabilir.
Bedensel düzeyde hormonlar, genetik yapı , alkol, esrar.... vs maddeler,
zehirler, yaşlanma, kazalar.... vs hastalık oluşturur.
Psişik düzeyde ise ruhsal hastalıkların çoğunu romatizmal hastalıklara
benzetebiliriz. Romatizmal hastalıklarda temel prensip vücudu savunan
savunma (immün) sistemin yanlışlıkla düşmanlara (mikrop, hatalı hücre
vs) değil de vücudun kendine saldırmasıdır.
Ruhsal mekanizmanın da önemli bir kısmı savunma sistemidir. Buradaki
savunma mekanizmaları insanın kendi ruhuna saldırmaya başlarsa
romatizmal hastalıklar gibi ruh hastalıkları ortaya çıkmaktadır.
Dr.Kubilay Boğoçlu
daha fazla bilgi için; bogoclu2000@yahoo.com